Küçük Serçe
كانَ فِي قَدِيمِ الزَّمَانِ عُصْفُورٌ صَغِيرٌ يَعِيشُ مَعَ أُمِّهِ فِي عُشٍّ دَافِئٍ بَنَيَاهُ مِنْ عِيدَانٍ صَغِيرَةٍ، وَأَغْصَانٍ يَابِسَةٍ، وَقَشٍّ يَابِسٍ عَلَى غُصْنِ شَجَرَةٍ عَالِيَةٍ قُرْبَ ضِفَّةِ نَهْرٍ صَافٍ. كَانَ لِهَذَا الْعُصْفُورِ الصَّغِيرِ جَنَاحَانِ رَقِيقَانِ، وَرِيشٌ نَاعِمٌ مُلَوَّنٌ، وَمِنْقَارٌ صَغِيرٌ حَادٌّ، وَذَيْلٌ قَصِيرٌ يُسَاعِدُهُ عَلَى التَّوَازُنِ حِينَ يَطِيرُ.
كَانَتِ الْأُمُّ تَخْرُجُ كُلَّ صَبَاحٍ تَبْحَثُ عَنْ طَعَامِ الْعُصْفُورِ. تَجِدُ حُبُوبًا مُخْتَلِفَةً، وَفُتَاتَ خُبْزٍ، وَدُودَ الْأَرْضِ اللَّذِيذَ، ثُمَّ تَعُودُ بِهِ إِلَى الْعُشِّ. وَكَانَ الْعُصْفُورُ الصَّغِيرُ يَسْتَقْبِلُهَا مُغَرِّدًا وَمُزَقْزِقًا، يُرَفْرِفُ بِجَنَاحَيْهِ فَرَحًا حَتَّى يَشْبَعَ وَيُصْبِحَ شَبْعَانَ مَسْرُورًا.
وَمَعَ الْأَيَّامِ، عَلَّمَتْهُ الْأُمُّ كَيْفَ يَطِيرُ. كَانَ يُحَلِّقُ مَعَهَا فِي السَّمَاءِ فَوْقَ الْعُشْبِ الْأَخْضَرِ وَالْحُقُولِ الْقَرِيبَةِ، وَيَشْعُرُ بِنَسِيمٍ لَطِيفٍ يُحَرِّكُ رِيشَهُ. أَحْيَانًا يَرَى سِرْبًا مِنَ الطُّيُورِ يَطِيرُ مُرَتَّبًا فِي السَّمَاءِ، فَيَحْلُمُ أَنْ يُسَافِرَ مَعَهُمْ بَعِيدًا عَنْ عُشِّهِ الصَّغِيرِ.
ذَاتَ يَوْمٍ قَالَ الْعُصْفُورُ الصَّغِيرُ لِأُمِّهِ: «يَا أُمِّي، أُرِيدُ أَنْ أُغَادِرَ هَذَا الْعُشَّ، وَأَبْنِيَ لِي عُشًّا جَدِيدًا فِي مَكَانٍ آخَرَ، رُبَّمَا أَجِدُ طَعَامًا أَطْيَبَ وَحَيَاةً أَجْمَلَ.» حَزِنَتِ الْأُمُّ وَقَالَتْ: «يَا بُنَيَّ، هُنَا الْأَمْنُ وَالْأَمَانُ، وَهُنَا الْمَحَبَّةُ وَالْوَطَنُ. فِي الْخَارِجِ أَمَاكِنُ كَثِيرَةٌ خَطِرَةٌ، وَقِطَطٌ لَهَا مَخَالِبُ حَادَّةٌ تُهَاجِمُ الطُّيُورَ الصَّغِيرَةَ.» لَكِنَّهُ أَصَرَّ عَلَى رَأْيِهِ.
خَافَتِ الْأُمُّ أَنْ يَذْهَبَ وَحْدَهُ، فَقَرَّرَتْ أَنْ تُرَافِقَهُ. طَارَا مَعًا فَوْقَ ضِفَّةِ النَّهْرِ، ثُمَّ فَوْقَ الْحُقُولِ وَالْمَرَاعِي حَتَّى بَعُدَا عَنْ شَجَرَتِهِمْ. كَانَ الْعُصْفُورُ الصَّغِيرُ يُرَفْرِفُ بِجَنَاحَيْهِ بِحَمَاسٍ، ثُمَّ يَتْعَبُ، فَتَقِفُ الْأُمُّ مَعَهُ عَلَى غُصْنٍ لِيَسْتَرِيحَا قَلِيلًا.
بَعْدَ سَفَرٍ طَوِيلٍ وَصَلَا إِلَى مَدِينَةٍ كَبِيرَةٍ. حَاوَلَا أَنْ يَحُطَّا عَلَى سَطْحِ بَيْتٍ، فَخَرَجَتْ قِطَّةٌ لَهَا مَخَالِبُ طَوِيلَةٌ تُحَاوِلُ أَنْ تُمْسِكَ بِهِمَا، فَطَارَا خَائِفَيْنِ. دَارَا فِي شَوَارِعِ الْمَدِينَةِ، لَكِنَّهُمَا لَمْ يَجِدَا عُشًّا آمِنًا، وَلَا عُشْبًا أَخْضَرَ، وَلَا حُبُوبًا كَافِيَةً، وَلَا دُودَ الْأَرْضِ الَّذِي يُحِبُّهُ الْعُصْفُورُ الصَّغِيرُ. مَرَّتِ السَّيَّارَاتُ تَحْتَهُمْ بِسُرْعَةٍ، وَالْأَصْوَاتُ الْعَالِيَةُ تُخِيفُهُمْ.
حَلَّ اللَّيْلُ وَوَقَفَا عَلَى سِلْكٍ عَالٍ يَهُزُّهُ الْهَوَاءُ. كَانَا جَائِعَيْنِ وَمُتْعَبَيْنِ وَشَعَرَا أَنَّهُمَا غَرِيبَانِ فِي مَكَانٍ جَدِيدٍ لَا يَعْرِفَانِهِ. عِنْدَهَا بَكَى الْعُصْفُورُ الصَّغِيرُ وَقَالَ: «يَا أُمِّي، لَيْتَنِي لَمْ أُغَادِرْ عُشَّنَا. أُرِيدُ أَنْ نَعُودَ إِلَى شَجَرَتِنَا الْقَدِيمَةِ وَعُشِّنَا الَّذِي بَنَيْنَاهُ مِنَ الْأَغْصَانِ وَالْعِيدَانِ وَالْقَشِّ. هُنَاكَ النَّهْرُ الصَّافِي، وَالْعُشْبُ الْأَخْضَرُ، وَالْحُبُوبُ وَدُودُ الْأَرْضِ، وَهُنَاكَ الْأَمَانُ وَالْمَحَبَّةُ.»
ابْتَسَمَتِ الْأُمُّ وَقَالَتْ: «قَدْ تَعَلَّمْتَ الْآنَ يَا بُنَيَّ أَنَّ السَّعَادَةَ لَيْسَتْ فِي الْبُعْدِ، بَلْ فِي الْمَكَانِ الَّذِي نَجِدُ فِيهِ الْأَمَانَ وَمَنْ نُحِبُّهُمْ.» ثُمَّ طَارَا عَائِدَيْنِ، يُحَلِّقَانِ فِي السَّمَاءِ حَتَّى بَلَغَا شَجَرَتَهُمَا الْقَدِيمَةَ.
لَمَّا وَصَلَا إِلَى الْعُشِّ الدَّافِئِ، جَلَسَا فِيهِ مُطْمَئِنَّيْنِ. أَحَسَّ الْعُصْفُورُ الصَّغِيرُ بِالسُّرُورِ، وَزَقْزَقَ وَغَرَّدَ طَوِيلًا حَتَّى طَلَعَ الصُّبْحُ. وَمُنْذُ ذَلِكَ الْيَوْمِ، لَمْ يَعُدْ يُفَكِّرُ فِي مُغَادَرَةِ عُشِّهِ، إِلَّا مَعَ أُمِّهِ وَفِي أَمَانٍ.
"Eski zamanlarda, küçük bir serçe annesiyle birlikte; küçük dallar, kuru çalılar ve samandan yaptıkları, berrak bir nehrin kıyısına yakın, yüksek bir ağacın dalındaki sıcak bir yuvada yaşıyordu. Bu küçük serçenin incecik kanatları, yumuşak renkli tüyleri, küçük keskin bir gagası ve uçarken dengesini sağlamasına yardımcı olan kısa bir kuyruğu vardı. Annesi her sabah serçeye yiyecek bulmak için dışarı çıkar; çeşitli tohumlar, ekmek kırıntıları ve lezzetli solucanlar bulur, sonra bunları yuvaya getirirdi. Küçük serçe annesini cıvıltılar ve neşeli ötüşlerle karşılar, doyup mutlu olana kadar sevinçle kanat çırpardı. Günler geçtikçe annesi ona uçmayı öğretti. Onunla birlikte yeşil çimenlerin ve yakın tarlaların üzerindeki gökyüzünde süzülür, tüylerini okşayan hafif rüzgarı hissederdi. Bazen gökyüzünde düzenli bir şekilde uçan bir kuş sürüsü görür, onlarla birlikte küçük yuvasından uzaklara yolculuk yapmayı hayal ederdi. Bir gün küçük serçe annesine, 'Anneciğim, bu yuvadan ayrılmak ve başka bir yerde kendime yeni bir yuva kurmak istiyorum; belki daha iyi yiyecekler ve daha güzel bir hayat bulurum,' dedi. Annesi üzüldü ve, 'Yavrum, güvenlik ve huzur burada, sevgi ve vatan burada. Dışarıda pek çok tehlikeli yer ve küçük kuşlara saldıran keskin pençeli kediler var,' dedi. Ancak serçe fikrinde ısrar etti. Annesi onun yalnız gitmesinden korktu ve ona eşlik etmeye karar verdi. Birlikte nehir kıyısının, sonra tarlaların ve otlakların üzerinden uçarak ağaçlarından uzaklaştılar. Küçük serçe hevesle kanat çırpıyor, sonra yoruluyor ve annesi biraz dinlenmeleri için onunla bir dala konuyordu. Uzun bir yolculuktan sonra büyük bir şehre vardılar. Bir evin çatısına konmaya çalıştılar ancak uzun pençeli bir kedi çıkıp onları yakalamaya çalışınca korkuyla uçup gittiler. Şehrin sokaklarında dolaştılar ama ne güvenli bir yuva, ne yeşil bir otlak, ne yeterli tohum ne de küçük serçenin sevdiği solucanlardan bulabildiler. Altlarından hızla geçen arabalar ve yüksek sesler onları korkutuyordu. Gece çöktü ve rüzgarın salladığı yüksek bir telin üzerinde durdular. Aç ve yorgundular; tanımadıkları yeni bir yerde yabancı olduklarını hissettiler. O an küçük serçe ağladı ve, 'Anneciğim, keşke yuvamızdan ayrılmasaydım. Dallardan ve samandan yaptığımız eski yuvamıza ve ağacımıza dönmek istiyorum. Orada berrak nehir, yeşil çimenler, tohumlar ve solucanlar var; orada huzur ve sevgi var,' dedi. Annesi gülümsedi ve, 'Yavrum, mutluluğun uzaklarda olmadığını, bilakis huzuru ve sevdiklerimizi bulduğumuz yerde olduğunu şimdi öğrendin,' dedi. Sonra geri dönmek üzere havalandılar, eski ağaçlarına ulaşana kadar gökyüzünde süzüldüler. Sıcak yuvalarına vardıklarında, huzur içinde oraya yerleştiler. Küçük serçe büyük bir sevinç hissetti, sabah olana kadar uzun uzun öttü ve cıvıldadı. O günden sonra, annesiyle birlikte ve güvende olmak dışında, yuvasından ayrılmayı bir daha hiç düşünmedi."